MARDİN-MİDYAT GEZİSİ

“Gündüzü seyranlık gecesi gerdanlık” derlermiş mardin için..Ne kadar doğru bir cümle değil mi? Eski tarihi taş binaların arasında gezerken sizde yarattığı o hissi tatmak için mutlaka görülmesi gerekenler listesine ekleyin derim. Çocukla nasıl olacak derseniz de, öyle bir oluyor kiii…Hadi bakalım hazırsanız geçen sene bu zamanlar gittiğimiz ve her bir karesini gezerken büyük keyif aldığımız eski mezopotamyaya yolculuk başlasııın..

8 saatlik bir yolculuktan sonra ulaştığımız Mardin’de şöyle bir şehir turuyla başlayalım dedik. Seneler önce bankada çalışırken gelmiştim buralara.Taa o zamanlardan büyülenmiştim ama maalesef gezememiştim.Sanki seneler önce gezemememin hıncını alır gibi gezdik bu seferki gelişimde..

Mardinin Taş Evleri

O taş evler…Mardin’in dünyaca ünlü evleri..Sarı kalker taşı kullanılarak yapılan bu evler, yazın serin kışın sıcak olmasını sağlıyor.Diğer bir özelliği ise sıva malzemesi yapılmadan kullanılmış olması.Ne ilginç değil mi? Mardinde evler en fazla iki kat yapılmış, hiçbirinin gölgesi diğerine düşmeyecek şekilde planlanmış..Her biri muazzam bir yapıya sahip.Şehirdeki tüm evler sanki mezopotamyaya kapılarını açıyor, büyülü bir atmosferin içinde gibi hissediyorsunuz kendinizi..

Mardin Müzesi

Şehir turuna öncelikle Mardin müzesini ziyaret ederek başladık.1942 yılında kurulan müze hem kütüphanesiyle hem bahçesine kurulan arkeoparkla da hem keyifli hemde eğlenceli bir adres niteliği taşıyor. Çocuklar eğlenirken öğrenmiş oluyor; “Mezopotamya neresi,çivi yazısı nasıl yazılır,ilk ateşi kim buldu,yazıyı kim icat etti,ekmek nasıl yapılır,el değirmeninde buğday nasıl ezilir,arkeolog kimdir,Toprağın altında neler var. ” gibi. Artun doğal olarak burdan çok keyif almıştı,yeni bir şeyler keşfederken ki heyecanı görülmeye değerdi doğrusu..o yüzden muhakkak görülmesi gerekenler arasında😉Ayrıca pazartesi hariç her gün açık, planlamayıda ona göre yapın🤗

Meryemana kilisesi ve Patrikhanesi

Süryani katolik cemaatinin en önemli yapılarından biriymiş burası..Artunla kiliseye ilk girdiğimizde şöyle bir etrafa baktı, çok ilginç gelecek ki uzunca bir süre inceledi..Hatta mum bile dikti😊

Kiliseler her zaman ilgimi çekmiştir.Belki bir hıristiyan değilim ama farklı dinlerin nasıl kabul gördüğünü anlamak ve farklı kültürlerin inançlarını biliyor olmak bence muazzam bir şey👍

Eveet gelelim kilisenin geçmişine…Meryemana kilisesi ve patrikhane ayrı zamanlarda inşaa edilmiş.Meryemana kilisesi 1986 yılında o dönemin antakya patriği İgnatios Antuhan Semheri tarafından yapılmış.Patrikhane ise 1895 de inşaa edilip 1995 de müze olarak açılmış.

Sabancı Mardin Kent Müzesi

Görülmeye değer başka bir müze daha sabancı mardin kent muzesi…

Müzenin bulunduğu bina önceden başka bir hizmet binası olarak kullanılıyormuş.2007 yılında sabancı grup alıp burayı restore ettirerek müze haline getirmiş,iyi de etmiş.

İki kattan oluşan binanın alt katı Dilek Sabancı sanat galerisi, üst katı ise sabancı kent müzesi olarak kullanılıyor.

Bir çok resim ,fotograf ve ebru sanatı gibi güncel sanata ait eserler sergileniyor.Ayrıca mardini anlatan fotoğraflar,yaşam alanları,Mardin hakkında bugüne kadar yazılan hangi kitap varsa burada bulabilirsiniz.Mardin için bulunmaz bir müze! Mardin şehrinin kimliğini ortaya koyuyor adeta,muhakkak gezmeden dönmeyiniz.

Aklınızda olsun, burası da yine pazartesi hariç diğer günler gezebileceğiniz bir müze 😊

Müzenin tam karşısında cafe de bir çay içip ayağınızı o eşsiz mezopotamya manzarasına doğru uzatıp ulu caminin heybetinde ruhunuzu dinlendirmeyi unutmayınız😉tavsiyemdir👍

Kasımiye Medresesi

Orta Asyadan gelen sembolizmin islam felsefesi ile bütünleştiği bir şaheser…700 yıllık bir mimariye sahip olan bu yer, içine girdiğim anda beni büyüledi…Farklı bir atmosfere sahip olan kasımiye medresesinin her köşesi adeta ilim ve irfan kokuyor.Her bir yeri adeta nakış nakış süslenmiş, farklı bir mimarisi olduğunu ilk girdiğim anda anlamıştım. Buraya büyülenmemek elde değil. Burada hem dini hem fenni bilimlerin icra ediliyor olması ayrıca dikkat çekici..Medrese duvarlarında astronomi ve tıp ile ilgili resimler mevcut. Kilise Artukoğulları zamanında yapılmaya başlanıp Cihangiroğlu Sultan Kasım tarafından devam ettirilip tamamlanmış. Rivayetlere göre Kasım Paşa burada katledilmiş. Ve Kasım Paşanın öldüğüne şahit olan kız kardeşi, ağbisinin kanlı gömleğini ağıtlar eşliğinde kilisenin bütün duvarlarına sürmüş…Şuanda duvarlar yıkandığında hala o kan izleri görülmekteymiş…

Yine rivayete göre medresenin avlusundaki havuza akan su tasavvufi bir betimlemeyi içinde barındırıyor…Suyun akışı, doğumdan ölüme kadar süren insan hayatını simgeliyor..Çeşmeden akan su insanın doğumunu döküldüğü yer gençliğini, ince ve uzun oluktan geçmesi olgunluğunu ve suyun havuzda toplanması da ölümü temsil ediyormuş ve toplanan bu su kanallarla toprağa akarak topraktan yeniden can bulmayı simgeliyormuş….Ne büyüleyici bir tasvir değil mi ?

Bir diğer etkileyici kısımda medresenin gün doğumundan gün batımına kadar cephe olmaksızın bütün dersliklerinin güneş alıyor olması..Dersliklerin kapı yüksekliği 1 metreden fazla.Sebebi ise;öğrenci hocasının huzuruna girerken başını eğsin,saygıda kusur etmesin diyeymiş…

Deyrulzaffaran Manastırı

Tüylerimi diken diken eden bir diğer muhteşem yapı da Deyrulzaffaran manastırı oldu. Manastır Mardin’in 4 kilometre doğusunda şirin bir dağ yamacında yer alıyor.Manastır milattan önce güneş tapınağı, daha sonrada romalılar döneminde kale olarak kullanılmış..Günümüze bir çok eklenti yapılarak ulaşan bu harika yapı dönemin maharetli mimarlarının elinden geçtiğinin de göstergesi..

Romalılardan sonra bölgede AZİZ ŞLEYMUZ, bazı azizlerin kemiklerini getirterek burayı kaleden manastıra çevirmiş.Bu nedenledir ki o dönemlerde manastır Aziz Şleymun manastırı olarak bilinirmiş.Tabi sonrasında Aziz Hananyon’un tadilatından sonra adı değişerek Mor Hananyo Manastırı olarak bilinmiş.15. Yüzyıl sonlarında şimdilerde nadir görülen zafaran bitkisi o dönemde manastırın etrafında çok imiş..Ve o dönemde tekrar değişerek günümüze kadar gelen DEYRULZAFARAN MANASTIRI (safran manastırı) olarak bilinmiş.

Manastır kubbeleri,kemerleri,sütunları ile inanılmaz ilgi çeken bir yapı.Eğer yolunuz düşerse ahşap işlemeler,taş nakışları muhakkak inceleyin.Bölgeye ilk matbaayı getiren kişi de yine bu manastırda patriklik yapmış PETRUS’muş.

Manastır bugün de süryani kilisesinin önemli dini merkezlerinden biridir.Ve hala işlevini yitirmemiştir.

Midyat

Erken saatte kalkıp 1.5 saatlik mesafeden sonra midyata vardık. Zamanımız kısıtlı olduğu için bu muhteşem ilçeyi gezmeye az zaman kalmıştı.Iyi bir planla işi çözdük.

Bir çok medeniyete ev sahipliği yapmış bir yer olarak fazlaca diri bir şehirdi.O tarihi konakların zamana meydan okuması da ayrıca görülmeye değerdi.Midyat deyince her birimiz o dizi çekimlerindeki muhteşem evlwri getirir aklına…Ben canlı canlı görmüş biri olarak tek kelimeyle muh-te-şem!

Mor Gabriel Manastırı

Ilçe merkezine 18 km uzaklıkta olan bu manastır Dünyada ayakta duran en eski süryani ortadoks manastırıymış. Bir diğer ismi ise Deyrulumur manastırı.Bu muazzam yapı 375 yılında Mor Şmuel (Samuel) ve öğrencisi Mor Şemun (Simon) tarafından, bir zerduşt tapınagının kalıntıları üzerine inşaa edilmiş.Doğallığını hala koruyan manastır ilçenin ilk uğrak yeri olmayı hakediyor adeta.

Zamanımız kısıtlı olduğu için biz gezemedik ama sizler ; Midyat kent müzesi ve cevat paşa camiini gezmek için de zaman ayırabilirsiniz.

Bu büyülü atmosferi,tarihi dokuyu keşfetmek için muhakkak görülmesi gerekenler listezine alın.

Bu gezi de unutamayacağım tek yer Mardin hava radar tepesi oldu. Eniştemin asker olması sebebiyle özel izinle girdiğimiz bu yer, eşsiz bir manzaraya kapılarını açtı..Düşünün, Mardin uçtan uca ayaklarınızın altında…

Görülmeye değerdi doğrusu..

Ha unutmadan Mardin’in o muazzam çarşısından el yapımı süryani şarabı almadan dönmeyin😊🍾🥂

Şimdilik bizden bu kadar…

Sevgiler💕

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir