Karadeniz Rüyası

Şöyle bir düşünün…Yeşilin elli tonu..Nereye dönseniz yeşil çarpıyor ruhunuza.Rüya diyorum çünkü gerçekten rüya gibiydi.Her yeri ayrı bir güzeldi..

Artun’la bu kadar uzak mesafeye arabayla ilk gezimizdi.Biri Artun olmak üzere 6 kişi olarak yola çıktık.Tabi çocuk olunca konfor şarttı.Her koşulu değerlendirmek gerekiyordu.Yakın bir arkadaşımız vesilesiyle lodgy araç kiralayarak erken saatlerde yola koyulduk.Elimizde turların rehber kitapçığından derlediğimiz bir rota vardı.Yoğunlukla ona uyduk diyebilirim.Evet itiraf edeyim bazı zamanlar pes etsem de hiç pişman olmadım,yine olsa yine giderdim ama bu sefer turu tercih ederdim.Hem daha çok yer görme şansınız oluyor hem de daha ekonomik😉Angarya işlerle de uğraşmamış oluyorsunuz.Neyse gelelim gezimize,maceraya hazır mısınız?

Yolculuğumuz harika geçti.Sadece 2 yerde mola verdik.Arabada giderken bol bol şarkı söyleyip eğlendik.Bolca oyuncak aldığımız için çok sıkılmadık.Bazen yerinden kalkmak istedi ki bu çok doğal,buna fırsat verdik.Bol bol dışarıdaki değişen havayı,ağaçları,yolları ve geçen arabaları izledik.Kalabalık olunca da artunla bol sohbetli geçti tabi🤗

Ilk durağımız Maçka..Biraz turladıktan sonra çamlıhemşine vardık..Orda öyle bir manzarayla karşılaştık ki akıllara zarar.Çizilmiş bir manzara resmini andırıyordu adeta,gözümüzün gördüğü ne varsa kaybolduk içinde..Temiz havayı içimize çeke çeke kalacağımız Zitaş-zigana yayla tatil köyüne vardık.Böyle ahşaptan iki katlı evler düşünün sıra sıra..Önü,arkası,sağı,solu yemyeşil..Valizler yerleşirken nefis bir çay eşliğinde biz de manzaranın tadını çıkardık..

Hava çok soğuktu,ince trikoları,yagmurlukları ve botları çekip biraz daha bu havanın tadını çıkardık.Artun da bu havadan nasibini aldı tabi.Eğer çocukla karadeniz gezisine gidecekseniz   -özellikle çocuk için-  muhakkak olması gerekenler ; yağmurluk,yağmur botu,bere,polar sweatshirt ve rahat kıyafetler..Ve tabiki her ihtimale karşı agri kesici ve ateş düşürücüler,antibiyotik,bocek ısırmalarına karşı krem vb. Bunlar da çocukla gidilen yolculuklarda olmazsa olmazlar. Kısa bir dinlenmeden sonra otelin en yakınında bulunan  hamsiköye gittik.Orjinal adı hamsköy olarak bilinen yer,arapça olarak 5 köyün birleşimi manasına geliyor.Bu bölgede bulunan 5 adet köyün birleşimine verilen ad.Oluşumdan şirin tatlı bir köy ortaya çıkmış ve sütlacıyla ünlü.Her gördüğünüz ‘hamseköy sütlacı’ yazan yerde yememenizi tavsiye ederim.Eğer gerçek hamseköy sütlacı yemek isterseniz bu bölgenin en eski işletmecisi olan osman ustanın sütlacını tavsiye ederim,denemeye değer doğrusu..

Zitaş tatil köyünün bize sunduğu bu eşsiz manzarada şömine başında güzel bir akşam yemeği yedik.Sonrasında da dinlenmeye çekildik.Yarın yorucu bir gün bizi bekliyordu..Artun’lu tatil hiç sandığımız gibi kabus dolu geçmiyordu.Her şey yolundaydı.Bizimle yiyor,bizimle eğleniyor,ortama en kısa sürede uyum sağlıyordu..Hatta bununla güzel bir anımız da var,garson abileriyle kovalamaca oynaması..”Artık uyku vakti” dediğimde ağlaması,uyumak istememesi..Hiç bu kadar iyi geçeceğini tahmin etmemiştim.Sonuç olarak hepimiz mutluyduk…

Sabahın ilk ışıklarıyla uyandık.Rotamız sümela manastırı-Altındere milli parkı veee tabiki uzungöl..Sıkı bir kahvaltı sonrası önce altındere milli parkına ulaştık.Ufak hediyelik dükkanların olduğu yere şöyle bir göz attıktan sonra arabaya atlayıp sümela manastırına doğru yola koyulduk.Aslında yürüyerek,keşfederek gitmek istesek de malun Artun olunca arabayla gittik.Belli bir mesafeye kadar yol aldık lakin sümela manastırına giriş o günlerde güvenlik açısından  -yani o bölgede kayaların düşme tehlikesi can ve mal güvenliğini tehdit ettiğinden bir süre için-  kapatılmıştı o yüzden maalesef içini gezemedik.Bu da bizim şanssızlığımızdı ne yapalım.Görebildiğimiz tek kare buydu.

Şunu da belirtmeliyim ki Sümela manastırına çocuğunuzla yürüyerek ulaşmayı planlıyorsanız,yürüyüş yolu buna uygun değildir.Pusetle gidilecek bir yer asla değildir.O yüzden yürümek isterseniz çocukların yorulacağını düşünerek muhakkak kanguru kullanmanızı tavsiye ederim.(Bunun için ürün inceleme-tavsiyeler bölümüne bakabilirsiniz.linke tıkladığınızda site de yenidoğan ve 2 yaş üstü kullanabileceğiniz ürünler mevcut🤗)

Sırada uzungöl var..En merak ettiğim yerler arasında.Uzunca bir yol katettikten sonra ulaştık.Dört yanı kuytu ormanlarla kaplı,ortada rengini ağacın yeşilinden almış bu göl adeta muhteşem görünüyordu..Arabayla gölün etrafında turlamak istedik lakin o kadar kalabalıktı ki bunu yapamadık.Her yöreden insan vardı.Özellikle araplar..İstisnasız her cafenin,restaurantın üzerinde türkçe tabelanın yanısıra arapça tabelalar da ayrıca bir dikkat çekiciydi.Artunun uyku saati geldiği için pusetini aldık,atıştırmalık bişiler yiyebileciğimiz nezih bir yere geçtik..Restauranttaki yemekler pek güzel olmasada Artun için yiyecek bir şeyler bulduk.Sonra yürüyüşe devam ederken bol bol fotograf çektik.

 

Bu fotodan sonra artun uykusuzluktan bayıldı zaten..Bu günün en iyisi uzungöl dönüşü yediğimiz yemekti.Trabzon’dan yarım saat süren inişli çıkışlı, zorlu bir yol sonucu ulaştığımız CAZILAR DERESI ÖZDIL ALABALIK tesisinde yediğimiz o mükemmel lezzet..Tek kelimeyle süperdi…Mekan ayrıca güzeldi; girişte antikaların ve sağlı sollu balıkların karşıladığı,yukarı katta,bu zamana kadar gelen kişilerin not yazıp bıraktığı oda..Hepsi bir harikaydı.

Karnımızı doyurup,çay eşliğinde yorgunluğumuzu attıktan sonra Atatürk köşküne,sonra güneşi batırmak için boztepeye çıktık..Burda belirtmeliyim ki boztepe çocukla gidilecekse çok dikkat edilmesi gereken bir yer.Trabzon ayaklarınızın altında,tepenin etrafı güvenli olmadığından ve inişli çıkışlı yerlerden ötürü biz çok zorlandık.Artun yürümek, koşmak,oynamak istiyor biz de onunla koştuk,oynadık.Neyse ki kapanışı güzel bir manzara eşliğinde çaylarımızı yudumlayarak kapattık.Gün sonu değerlendirmesi gece geç saatlere kadar sürse de sabah zıpkın gibiydik.Otelden ayrıldık veee Rize’ye doğru yola koyulduk.
Rize’de en az Trabzon kadar harika bir şehirdi..Ufak bir gezintinin ardından Ayder yaylasına doğru yola çıktık.Solumuzda fırtına deresi sağımızda yeşilin elli tonu..Rüya gibiydi..Anlatılmaz yaşanır derler ya işte tam onu yaşıyorduk.Bütün bu güzellikler arasında düşündüm ki çocuk var diye hayatı ertelemenin hiç bir önemi yok..”Amaan yürümeye başlasında,amaan ek gıdaya geçelim de,amaan biraz daha büyüsünde…” derken hayat akıp gidiyor ve sen bakakalıyorsun..Evet çocuklu seyahatin elbetteki zorlukları var lakin artık çocuklu bir aile olduğunu ne kadar çabuk kabullenirse insan o kadar güzel yoluna giriyor her şey..Bu işin ilacı kabullenmek,sıkmayın kendinizi,kabullenin🤗

Eveet gelelim ayder yaylasına..Güzel ve kısa bir yolculuğun ardından çamlıhemşin deki konaklayacağımız DERE BUTIK OTEL’e ulaştik.Butik otel olmasını sevdim,otelin düzenli ve temiz olması ayrıca beni cezbetti.Çalışan çoğu personel gürcistanlıydı ve ben bu kadar becerikli,titiz ve temiz bir ırk görmedim.Aile işletmesini aratmayan doğallıktaki bu oteli muhakkak değerlendirin derim,benden söylemesi😉

Kısa bir mola zamanı yaptıktan sonra ilk rotamız ayder yaylasına gitmek oldu. Kartpostalları aratmayacak güzellikteki fotoğraflarına bakan ben artık ayder yaylasındaydım.Her fotoğrafda tepenin ucundaki,yeşilin koynundaki o ahşaptan ev tam karşımda duruyordu..hafif eğimli ve büyük bir arazisi var,çevresinde oteller, bolca da  restaurantlar var.Biz artunla burda inanılmaz eğlendik.Rüzgar gülü uçurduk.Bol bol fotoğraf çektirdik.

Bu fotoğrafta, ne kadar manzarayı arkasına almasını istesek de böyle durmayı tercih etti maalesef 😂Tabi bir de  “beni böcekler yiyeceeeeekkk” diye çimlere yatmak istemeyen, sırf bu yüzden en tatlı aile fotoğrafımızı heç eden ve gülümsemesini için dil döktüğümüz halde ağlamayı tercih eden bir adet Artun bırakıyorum aşağıya😊👇👇👇

Her ne kadar ağlasa da harika bir anı bıraktı bizde😀 Büyük bir heyecanla; “karadenize gidiyoruz 😀 ” diye eşe dosta duyuran ben; “Nasıl yani,Artunla mı? Rezil olursunuz,çok zorlanırsınız,bence gitmeyin.Biraz daha büyüsün” diyen canlarım..Gene olsa yine giderdim👊 Bizim gezimiz mükemmel değildi,elbette zorluk yaşadık ama her anına değerdi.Çoğu zaman biz Artun’a değil Artun bize uydu.Bunu başardı.Ve bu durum onun gelişimine ciddi anlamda katkıda sağladı.

Ikinci rotamız gelintülü şelalesini görmekti.Bunun için çok zorlanmadık çünkü; ayder yaylasının yanıbaşındaydı.Türkiyenin en uzun şelalesi olarak da bilinen gelintülü,adeta bir duvak gibi yere düşerken bizde hayranlıkla izledik.Lakin şelalenin tamamını görmek isteyenler için Ayder yaylasın üst tarafında bulunan huser yaylasına çıkmanız gerekiyor.Biz maalesef yolların kötü olması nedeniyle aracımızla çıkamadık,ama dökülen yerinde fotoğraf çektirmeyi unutmadık.

Bu bölgenin en eğlenceli sporu da şüphesiz ki zip line yapmak.Çelik bir halata bağlanıp dağdan aşağıya indiğiniz bir tür spor çeşidi yani.El değmemiş ormanları görmek ve biraz adrenalin yaşamak isteyenler için muhakkak denenmesi gereken bir spor..Adrenalin severler olarak biz de eşimle dönüşümlü olarak yaptık.Muhteşem bir deneyimdi.karadenizden zip line yapmadan asla dönmeyin😉

Bu heyecan verici sporun ardından bir restaurant da ögle yemeği yedik.Malesef restaurantın adını hatırlayamadım ama etli pidesi enfesti.Artun yer yemez pusetinde uyudu.Biz de böylelikle biraz dinlenmiş olduk.Manzaranın tadını çıkardık.Ha söylemeden geçemeyeceğim ayder bölgesi yayalalara göre daha sıcak.Karadenize gidiyorsanız eğer dört mevsim yaşayacakmış gibi kıyafet götürmenizi tavsiye ederim..

Bizim için karadeniz harika geçiyordu.Suyundan mıdır huyundan mıdır bilinmez ama aşka geldiğimiz doğrudur🤗 Çoğu zaman hayatın kargaşasından sıyrılıp zaman zaman ‘biraz nefes..’ arayışına girersiniz ya işte burası bizim biraz da olsa nefes almamızı sağladı,hemde Artun’a rağmen😉

Güzel bir dinlenme sonunda maratona devam..Sırada tarihi şenyuva köprüsü var.Fırtına deresi üzerine kurulu sayısız kemer köprü var,bunları dere boyunca gezinirken görmeniz mümkün.Çinçiva köprüsü diye de bilinen şenyuva, bu tarihi kemer köprülerin en eskisiymiş.Tek kemerli yapıya sahip olan köprü yöre halkı tarafından hala kullanılıyor.Çamlıhemşinin yeşil doğası arasına gizlenmiş olan bu eski tarihi yapı karadeniz turumuzun en güzel noktalarından biriydi.

Yolumuza fırtına deresinin batı yamacına kurulan zilkale ile devam ettik.Yeşilin içinde adeta ben burdayım diyordu,ama maalesef içini gezemedik çünkü artun girmek istemedi.Gezi boyunca ilk huzursuzlandığı andı sanırım.Uykusunu tam alamadan uyanması bizi zilkaleyi gezmekten mahrup bıraktı.Neyse ki kısa sürede dikkatini başka yönlere çekip yolumuza devam ettik.Sırada Türkiye’nin en yüksek debitli akan palovit şelalesi vardı.Buraya çok zor ulaştık.Yürüyerek gitmemiz konusunda uyarılsakta bir risk alıp arabayla gittik.Yolu çok dar ve dönemeçliydi.İki arabanın yanyana sığmasının zor olduğu hatta çoğu zaman imkansız olduğu bir yoldu.Çoğu kez geri dönmeyi düşünsek de merakımız ağır bastı.Ufak da bir kaza atlatsak da yine de yılmadık ve palovite ulaştık.Böyle bir yer o-la-maz! O sıkıntıyı çektiğimize değdi.Bu nasıl bir ambiyans,ormanın kuytusunda kulağı sağır edecek derece de akan bir şelale..Mükemmeldi..Suyun düştüğü yere ulaşmak için, uzun gövdeli ağaçlardan yapılmış ve sadece 150 kilo insanı taşıyabilen bir merdivenle inebildik.Merdivenden sonra patikayı andıran ama bolca çamurlu -akışın şiddetli olmasından kaynaklı- bir yoldan da geçerek şelalenin düştüğü yere ulaştık.Tabi bu görüntüyü görebilmek tehlikeli olacağından Artun’la inmedik.2 şerli gruplar halinde dönüşümlü olarak indik.Patikadaki taşlar sudan kaynaklı kaygandı,o yüzden dikkatle gidilmesi gereken bir yer.Çocuklarınızla asla inmeyin.Zaten şelalenin dibine kadar ulaştığında sırılsıklam oluyorsun,buraya muhakkak yedek kıyafetle gelmeniz şart.Fotoğraf çekemedik çünkü aşagıda telefonu eline alıp fotoğraf çekmek mümkün değil.Bir uyarı daha;asla telefonunuzla inmeyin🤗Zira su damlalarından kaynaklı bozulma ihtimali çok yüksek. Bu güzelliği gördükten sonra dönüş yolunda çok sıkıntı yaşadık.Dakikalarca arabaların geçmesini bekledik.Hal böyle olunca gito yaylasına çıkamadık.Bir diğer yayla ise Pokut..Sonsuzluğa uzanan salıncağı ile ünlü bu yaylaya çok ama çok gitmek istesem de oraya da yollar arabamıza uygun olmadığından gidemedik.Rize de gezip göremediğim iki yer Gito ve pokut yaylaları! En kısa sürede buralar için tekrar geleceğim😉 E artık bu yorgunluğa güzel bir akşam yemeği ve sonrasında dinlenmeyle son verebiliriz çünkü gezinin devamı Borçka da..

Otelin o muhteşem mıhlamasıyla güzel bir kahvaltı yaptık ve borçka için yola koyulduk.Artvin borçka tarafları Trabzon ve Rize’ye göre ağaç türü bakımından çeşitliliği daha fazla olan bir yer..yeşilin elli tonudan ziyade yeşilin beşyüz tonu diyebiliriz.Borçka bizi bolca yağmurla karşıladı,tabi biz tam teçhizatlı olunca işimiz kolay oldu araba park yerinden 5 dakika yürüme mesafesinden sonra şu meşhur fotoğraf karelerinde gördüğümüz yere ulaştık.Yoğun bir yağmur yağınca orada  sadece bir tane olan ve bu yüzden insanların sıkış tıkış oturduğu cafeye sığındık.yaklaşık yarım saat yerin boşalmasını bekledik.üzerine Artun’un uykusuzluğu ve açlığı da başına vurunca çekilmez bir 40 dakika geçirdik.Bunca huzursuz dakikaların içinde yemyeşil ağaçların arasında yağmurun göle düşüşünü izlemek paha biçilemezdi.Neyseki artunun ağlamalarına dayanamayan bir aile erken kalktı da bize de yer açıldı.Enfes bir gözleme- çay ikilisi ile karnımızı doyurduk.Artun sonrasında uykusuzluktan bulunduğu yerde sızdı.E bize de bu eşsiz manzarayı fotoğraflamak düştü.

Dönüş yolunda şirin mi şirin küçük bir pansiyon bulduk.Adı nigozmeri..Aile işletmesi olan bu tatlı yerde konaklamaya karar verdik.Asıl amacımız rize merkezde konaklamaktı lakin burayı görünce dayanamadık,havası bir başka güzeldi.Pansiyon da kimsenin olmaması,ev yemeği ve organik kahvaltı sunmaları acaip cazip geldi ve 1 gece konaklamaya karar verdik.Bi kaç parça eşyayla odalarımıza yerleştik.Biraz dinlendikten sonra akşam yemeğine indik.Enfes bir sofra bizi bekliyordu.Her şey harikaydı.Sonra bir ögrendik ki 2 aile daha yerleşmiş pansiyona 😃 Bereketli gelmiş olmalıyız ki işletmecisi olan tatlı mı tatlı teyzenin ağzı kulaklarındaydı.Bunca güzelliğin içinde Artun bize son gün golü attı.O gece hiç uyumadı.Benim için çok zor bir geceydi onca yorgunluğa bir de uykusuz kalmak..sabaha karşı yola çıktık.Yola çıkar çıkmaz Artun uyudu.Tabi ben uyuyamadım.Hiç bir anı kaçırmak istemiyordum çünkü.Artvin üzerinden Erzuruma uğrayarak güzel bir oltu kebabı yedik.Muhteşemdi,hala tadı damağımda diyebilirim.Azıcık dinlendikten sonra ver elini Adana…Gelirken Artun sanki bütün bir haftanın yorgunluğunu çıkarır gibi sürekli uyudu.Biz de 4-5 yerde mola vererek uzun ve sakin bir yolculuk yaptık.O günün akşamına Adana’ya vardık.

Kısaca özetlemem gerekirse son gecemi saymazsak iyisiyle kötüsüyle harikaydı.Büyük bir cesaretti ama becerebilmiştik.Çocukla karadeniz çok da güzel gezilirmiş dedik.Korkmayın,siz de en kısa sürede bir karadeniz turu yapın🤗

Hayat kısa, çık çocukla o karadeniz turuna diyor ve bol gezmeli sevgiler gönderiyorum💕

Hoşcakalın..

4 Yorum Var

  1. Merhabalar
    YaZınızdan çok etkilendim çok hoş olmuş oralara gitmiş gibiyim görmüş gibiyim 🙂

  2. Canim benim cok güzel şeyler yaşayıp çok güzel bir şekilde yazıya dökmüşsün. Dillerine sağlık.❤❤❤

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir